Biyolojik Savaş ve Bio-Terörizm

Biyolojik savaş terimi, savaşçıların ölü sığırları şehir duvarlarına ya da gizli hükümet ajanlarına atarak gizemli mikropları düşman topraklarında gizlice yaydığı, ortaçağdan kalma görüntüleri çağrıştırır. Tabii ki, biyolojik savaş günümüzde bu tür olayları kapsamamaktadır; fakat biyolojik savaşı oluşturan şeyler artık daha kolay yayılıyor. 3.8 milyar yıl önce dünyanın gelişiminden bu yana, canlılar birbirlerini öldürmek için sürekli yeni yollar geliştirdi. Bakterilerden yılanlara kadar toksin kullanan her organizma, bir çeşit biyolojik savaş içerisinde. Biyolojik savaşla uğraşan insanlar, bu toksin üreten organizmalardan yararlanarak biyolojik savaş teriminin insanlık tarihine girmesine sebep olmuştur.

Biyolojik Savaşın Tarihi

Biyolojik savaş, yaklaşık 2500 yıldır kullanılmakta olan eski bir kavram. Mikroorganizmaların ve toksinlerin tarih boyunca biyolojik silah olarak kullanıldığına dair kanıt çoktur. Biyolojik savaş, kadavraların kullanımından özel mühimmatın gelişimine, su kaynaklarını kirletmeye kadar gelişim göstermiştir. M.Ö 400 yıllarında Scythian okçuları, oklarını çürümüş vücutlara, bozulmuş kanlara ve benzer hastalık sebebi oluşturacak maddelere karıştırarak enfekte ettiler. M.Ö. 300 yıllarından kalma İran, Yunan ve Roma edebiyatı bulguları, insanların savaşlarda su kuyularını ve diğer su kaynaklarını, kirletmek için hayvan kadavraları kullanıldıklarından örnekler sergilemektedir. Genel olarak, bu biyolojik silahlar mikroorganizmalar (bakteri ve virüsler gibi) ve biyolojik ajanlardan (Botulinum toksini) meydana gelmektedir. İnsan, hayvan ve bitki üzerinde ciddi veya ölümcül sonuçları görülebilir.

Kolay bulaşabilir olması, bulaşıcı maddelerin etkisini toplumsal karmaşa ve paniğe yol açarak artırır. Bu yüzden biyolojik savaş uluslararasında  “Zavallı Adamın Nükleer Cephaneliği” olarak tabir edilmektedir. En güçlü ve aranan biyosilahlar dört ana özelliğe sahip olmalıdır: gizlenme kabiliyeti, yüksek etki gücü, erişilebilirlik ve nispeten kolay teslimat. Biyolojik silahların üretiminde maliyetin düşük olması ve kitlesel kayıplara yol açma kapasitesi içinde bulunduğumuz yüzyılda cazibesini artırmıştır. Devletler düşmanlarına karşı kullanmak için iyi bir alternatif olarak görmektedir. Uygulamalı mikrobiyoloji alanındaki yeni gelişmeler, büyük miktarlarda patojen ve toksin üretmek için iyi koşullara sahiptir. Hava yoluyla bulaşmaya uygun ölümcül patojenlerin üretilmesi, devletlerin bu yönde gizli çalışmalar yapması etik değil fakat mantıklıdır.

Herhangi bir ülkenin düşman ülkeye karşı, envanterindeki bütün silahları kullanmasına gerek kalmadan zafer elde etmesi ancak biyolojik savaşla mümkündür. Devletlerin gelecekte biyolojik silahlara yönelmesi kaçınılmazdır. Bu olasılık bizi biyolojik savaşın doğasını tam olarak öğrenmeye itmektedir.

Biyolojik Silahlara Karşı Savunma

Laboratuvar ortamında oluşturulmuş ölümcül biyolojik mikropların çoğu hava yoluyla bulaşır, hedef alınan kişinin solumasıyla enfeksiyona yol açar. Bu nedenle, biyolojik silahlara karşı en etkili savunma, bir mikrondan (bir mikrometre) daha büyük bakterileri, virüsleri ve sporları engelleyebilecek filtrelerle üretilmiş koruyucu maskelerdir.  Çizmeler ve eldivenler de dahil olmak üzere koruyucu giysiler, biyolojik ajanların açık yaralara veya derideki gözeneklere temas etmesini önlemek için yararlıdır. Ayrıca, dezenfektenler biyolojik bir saldırı sonrasında enfekte bölgelerdeki biyolojik ajanları etkisiz hale getirebilir. Biyolojik ajanlara karşı savunma 4 aşamadan meydana gelir:

  • Hazırlık, önlem ve tespit (devleti hedef alan grupların elinde hangi ajanların bulunduğunu bilmek ve bu ajanlara karşı tanımlama, tedavi ve korunma maksadıyla hazırlık yapmak).
  • Tanımlanan etkenin karakterinin belirlenmesi (cinsi ve türü, antibiyotiğe karşı direnci), yöntemlerin geliştirilmesi (Tanı kimin tarafından, hangi laboratuvarda test yapılarak konulacak?) ve irtibat (paniği engellemenin en kolay yolu bilgilendirme ve bilinçlendirmedir).
  • Organize olmak ve salgınla mücadele: Hastanelerin etkin hale getirilmesi, dekontaminasyon, yalıtım, karantina, otopsi, aşılama ve koruyucu tedbirleri belirleyerek salgın etkisinin izlenmesi, tedavi edilmesi.
  • Eğitim: Salgından korunmak için alınan koruyucu önlemlerin uygulanması hakkında eğitim.

Alarmı harekete geçiren etkili biyolojik silah sensörleri geliştirmek, kişilerin maske takmasını sağlamak, koruyucu giysiler giymeye zorlamak ve karantina sağlayan sığınakların içinde bulunmak önemlidir. Ardından tıbbi ekipler, maruz kalmış olabilecek kişileri kontrol etmek ve tedavi etmek üzere derhal harekete geçebilirler.

Hedeflenen kişiler saldırıda kullanılan, hastalık sebebi maddeye karşı aşılanmışsa, biyolojik savaş saldırısı etkisini kaybetmiştir.

Biyolojik silahlara karşı savunma, 11 Eylül 2001’den bu yana büyük gelişme göstermiştir. Büyük biyolojik saldırılara karşı başarılı bir sivil savunma sistemi sensörler, uyarı sistemleri, aşılar, ilaçlar, sağlık görevlilerinin eğitimi ve acil durum prosedürlerinin planlanmasını gerektirmektedir. Savunmanın bu yönleri, 11 Eylül’den bu yana ABD’deki uygulamalar incelenerek kısaca anlatılmaktadır.

Biyolojik silah saldırısına karşı savunmanın temeli, hastalıklarla mücadele etmek için kurulmuş tıbbi sistemdir. En kolay silahlandırılabilen, ölümcül şarbon ve çiçek hastalığına karşı, özel aşılar oluşturuldu, test edildi ve onaylandı. ABD hükümeti Amerikan nüfusunu aşılamaya yetecek kadar çiçek aşısına ve Amerikan ordusunun her personelini aşılamaya yetecek kadar şarbon aşısına sahip.

Veba ve kolera için geçerli aşılar üretilmiş ve kanıtlanmış olsa da, çok az miktarda insan için üretildi. ABD, büyük miktarlarda insanın enfekte olma ihtimalini değerlendirmiyor. Dahası, ABD’de hala bazı aşılar yeni inceleme kategorisinde (IND)  bulunuyor ve daha önce analizi yapılan aşıların Federal İlaç İdaresi (FDA) tarafınca etkinliğinin ve güvenliğinin onaylanması gerekiyor. Bu aşılar arasında Q humması, Tularemia, viral kanamalı ateş ve obezite de yer alıyor.

Şu anda, bazı ülkelerin askeri kullanım için araştırdığı veya geçmişte silah olarak edindiği biyolojik mikropların aşısı yok. Brusellozis, Staphylokokkal Enterotoksin B, Ricin veya T-2 Mikko toksinlerinden kaynaklanan enfeksiyonların önlenmesinde etkili bir aşı bulunmamaktadır. Ancak aşıların bulunmadığı durumlarda, hastaların iyileşmesine destek olacak ilaçlar geliştirildi. Aşı ve ilaç, etkinliğini test etmek amacıyla uzun süreli tıbbi araştırmalar sonucunda bulunabilir.

Biyolojik bir acil durumda çözüm bulacak ABD sivil savunma programı, Stratejik Ulusal Stockpile kapsamında ülke çapında 12 noktada depolanmış aşı, ilaç, temizleme malzemesi ve acil tıbbi malzemelerden oluşan 50 tonluk paket yönergeleri de bulunduruyor. Ayrıca, her ABD eyaletinde toplu aşı planlaması ve karantina takip programı içeren biyoterörizmle mücadele planı var. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) de, eyaletlerin bu gibi krizlerle başa çıkabilmeleri için acil sağlık ekipleriyle ilgili bir yasa tasarısı hazırladı.

Ulusal Muhafız Birliği, kimyasal, biyolojik, radyolojik veya nükleer silah saldırılarıyla mücadele eden Kitle İmha Sivil Destek Ekipleri sayısını artırdı. Böylece yerel bölgedeki her türlü saldırıya direnecek birlikler ve tıbbi müdahale imkanları güçlendirildi. Buna ek olarak, Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ile birlikte çalışan İç Güvenlik Dairesi, BioShield Projesi ve Laboratuvar Yanıt Ağı gibi programlar üzerinde yoğunlaşarak biyolojik saldırılara karşı pasif savunma tedbirleri aldı. CDC, binlerce tıbbi laboratuvar teknisyeni ve Ulusal Sağlık Enstitüsü aracılığıyla aşı, ilaç ve adli tıp alanlarında çalışmak için biyoterör konulu yeni araştırma laboratuvarları kurdu.

Havada, suda veya yüzeylerde biyolojik ajanların varlığını tespit eden sensörler için hala üzerinde çalışılması gerekiyor. Öncelik, herhangi bir müdahale öncesinde gerekli önlemleri almak için yeterli zaman kazanmak. Mevcut şartlardaki tespit ve tanıma kabilyeti yeterli değil. Mevcut biyolojik detektörlerin çoğu nokta detektörü olduğu için her taramada farklı sonuçlar veren biyolojik alarm niteliğindedir.

Biyolojik Silahlar Neden Tehlikelidir?

Biyolojik silah olarak kullanılan virüs, bakteri ve zehirin tehlikeli olarak değerlendirilmesinin nedenleri:

  • Geniş bir dağılıma sebep olarak, farklı sürelerde organ ve dokuda kalıcı tahribata sebep olur.
  • Biyolojik ajanlar kolay ve ucuz bir şekilde depolanır ve uygulanabilir.
  • Terör etkisiyle toplumda paniğe ve karmaşaya neden olur.
  • Kullanılan alanlarda dost-düşman ayrımı yapmadan kullananlara da bulaşabilir.
  • Turizm, uluslararası nakliye gibi kılıflarla sinsice yayılabilir.
  • Doğal bir salgın olarak yayıldığından kullanılıp kullanılmadığı kolay anlaşılamaz.

 

Dünyada Biyolojik Silah Çalışmaları

Birleşmiş Milletler ‘in 190’dan fazla üyesinden sadece 12 üyesinin devam eden biyolojik silah programına sahip olduğu biliniyor. Ancak bu tür programlar kolayca gizlenebilir ve ilaç üretim merkezleri görünümünde bulunabilir. Biyolojik silahlar, nükleer silahlar kadar pahalı olmasa da, yine de öldürücü bir biyolojik silah, savaş kazandırabilecek stratejik öneme sahiptir. Bu askeri avantaj, gizli kalmak pahasına da olsa bazı devletleri silahlanmaya zorlayabilir.

Biyolojik Silahlar Konvansiyonu (BWC), imzalayan devletlerin uygunluğunu belirleme konusunda denetleme veya düzenleme prosedürlerine sahip olmadığı için, devletler diğer devletlerin biyolojik silah geliştirmesi hususundaki çalışmalarını gayri resmi yollarla öğrenmeye çalışır. Ekonomisi zayıf bir devletin bile, küçük bir sermaye yatırımıyla ve bir grup biyolog içeren biyolojik savaş programına başlaması mümkündür. Tüm çalışma sahasının bir bina içinde gizlice yapılması kolaydır. Aslında, biyolojik bir silah programı, bir terör örgütünün teknik ve finansal ağında bile olabilir. Biyolojik silahların yayılma gücü oldukça belirsiz, tespit edilmesi ve ölçülmesi de zor.

Biyo-Terörizm Olayı

Biyolojik silahlar geçmişte terör örgütleri tarafından kullanılmıştır. 1980’lerde sürgün edilmiş Bhagwan Shree Rajneesh’in üyeleri ABD’de bir çiftlikte barınıyorlardı. “Rajneeshies” yakındaki Antelope kasabasının politik kontrolünü ele geçirerek adını Rajneesh olarak değiştirdiler ve 1984’te siyasi propagandalarını genişletmeye çalıştılar. Ülke çapında yapılacak seçimlere hazırlanan üyeler, yiyecekleri ve su kaynaklarını Salmonella bakterileri ile kirletmeyi denediler. Sonuç olarak, tespit edilebilen 751 kişinin hastalanmasına yol açtı. Saldırı, üyelerden birinin itiraf ettiği yıla kadar ortaya çıkmadı.

Biyolojik ve kimyasal silah üretimi hakkında bilgiler, sosyal medyada hızlı bir şekilde yayılmış durumda. Bilimsel bilgiler, dünyanın farklı yerlerinde biyolojik çalışmalar yapan araştırmacıların ulaşabileceği konumda bulunuyor. Ne yazık ki bu sebeple, gelecekte zehirler ve biyolojik silahlar, terörist silahı olarak kullanılabilir.

İlgili Yazılar : https://savunma-sanayi.com/korona-virus-kaynakli-siber-saldiri-yontemleri/

About Author

Cevap Bırakın

%d blogcu bunu beğendi: