Dronelar Gökyüzünü Ele Geçiriyor Peki Suyun Altı?

Savunma sanayinde insansız otonom teknolojiler gökyüzünü adım adım ele geçiriyor. İnsansız hava araçları, yeni nesil drone izleme sistemleri, sürü şeklinde saldırı yapan intihar droneları vs. vs. görünen o ki içinde bulunduğumuz yüzyılda gökyüzünde daha az insan göreceğiz. Peki hava üstünlüğü adım adım makinelere kayarken su altında durumlar nasıl?

Su altının eski ve hürmetli hakimi denizaltılar 1945 sonlarına doğru destroyerlere adapte edilen sonar sistemlerle denizde üstünlüklerini kaybettiler. Deniz altıların atası diyebileceğimiz Alman U-Bot’ları (Unterseeboot), 1941-1944 arası dönemde hiçbir ikinci vuruş kapasitesine maruz kalmadan okyanusta blokaj yapabiliyor ve taktik hedefleri avlayabiliyordu. Hatta bu teknolojiye karşı çaresizlik öyle bir boyuttaydı ki ikmal filoları gruplar halinde hareket ederek baskına uğramaları halinde en azından ikmalin bir kısmını kurtarmayı hedefliyorlardı. U-bot’ların bu dönemde okyanusta estirdiği terörü anlamak için Alman jeostratejik pozisyonu da iyi bir fikir verebilir. Bir Kara Avrupası devleti olarak Almanya’nın kuzey limanları haricinde okyanusa çıkabileceği ve rahat ikmal yapabileceği limanları yoktur. Döneminde Hitler İspanyol limanlarını lojistik için kullanmaktadır ve bu gönülsüz liman lojistik desteği İspanya’nın Hitler’ karşı işgalden korunma kartıdır.

Aynı dönemde müttefikler Atlantik okyanusunun iki yakasına ve doğrudan kendi okyanus limanlarıyla komşu bir şekilde yayılmıştı. Buna rağmen Alman U-botları New York’tan 300 mil açıkta liman blokajı yapabiliyorlardı. Bütün bu lojistik dezavantaja rağmen Almanların okyanus hakimiyeti deniz altıların atası olan bu teknolojinin nasıl 3-4 yıl gibi kısa bir süre boyunca deniz hakimiyet teorisine yeni bir boyut kazandırdığı hakkında fikir verebilir.

Ancak deniz altının, deniz üstüne tek avantajı olan “gizlenmeyi” ortadan kaldırdığınız anda iş tam tersine dönecektir. Deniz altında hareket eden araçlar daha yoğun bir ortamda hareket ettikleri için daha fazla enerji kullanırlar ve mobilizasyon kabiliyetleri deniz üstündeki araçlara göre daha zayıftır.

Müttefiklerin U-Bot’lara karşı geliştirdiği çözümde, bu gizlenme avantajını ortadan kaldırmaya yönelik olmuştur. Destroyerlere adapte edilen sonar sistemler savaşın sonlarına doğru U-bot’ların deniz altındaki pozisyonunu yakın tahminlerle hesaplayabiliyordu. Hali hazırda enerji ve mobilizasyon üstünlüğüne sahip destroyerler gizlilik avantajını da ortadan kaldırarak yeniden okyanusun hakimi olmayı başardılar.

Bugün ise insansız teknolojiler ve onların getirdiği yeni bombardıman olanakları deniz altında yeni ve beklenmedik sürprizlerin gerçekleşmesine neden olabilir.

Acaba yapay zeka ve otonomi geçtiğimiz on yıllarda süregelen trendlerle inandırıldığımız gibi askeri teknolojilerin her alanına hakim olacak mı? Biz bugün yapay zekayı teknolojik tekilliğe (A.I Singularity) doğru ilerleyen lineer bir trend gibi algılıyoruz ancak su altında işler daha karışık ve torpidolar otonom teknolojilere yüklediğimiz “zeka” kavramının yanına yaklaşamayacak kadar şaşkın.

1960’lara kadar torpidolar hedefin pozisyonu, hızı ve olası kaçış manevrası tespit edildikten sonra doğrudan ateşlenen ve sonra yapay zekanın doğasına uygun olarak akustik bir yön bulucuyla kendi kendine ilerleyen silahlardı. Ateşlemenin ardından torpidonun, o anki komuta kontrol gemisi ile (denizaltı) doğrudan bağlantısı kesilir ve torpido ilerlerken manuel bir komutla rotası değiştirilemezdi.

Torpido için buradaki tek yapay zeka uygulamasının akustik yön bulucu olduğu söylenebilir. Modern torpidolar ateşlendikten sonra hedefe doğru ilerlerken, hedefin pozisyonunu güncellemek zorundadır. Çünkü torpidonun ateşlendiğini tespit eden gemi kaçış manevrasına başlar ve bu manevra hedefin konumu güncellenmeden tam olarak tahminlenemez. Akustik sensörlerle yön bulmaya çalışan torpidolara karşı geliştirilen savunma sistemleri de torpidonun yön bulma mekanizmasını manipüle etmeye yöneliktir.

Torpidonun hedefi olduğunu tespit eden su üstü zırhlısı, örneğin bir destroyer ya da fırkateyn suya akustik karıştırıcı sistemlerini bırakır. Bu sistemler geminin akustik sinyallerini taklit eder ve torpidonun yön bulma mekanizmasını sürekli sahte hedeflerle saptırır. Torpido enerjisi bitene kadar sahte hedefleri kovalamaya devam eder. Enerjisi tükenince de denizin dibini boylar.

Torpidolarda otomasyonun çuvalladığı nokta burasıdır. Akustik karıştırıcı sistemler yapay zekayı tamamen bozar ve torpido ateşlendikten sonra artık ana geminin (denizaltı) kumanda kontrol mekanizmasından (command control) bağımsızdır. Hedef manuel olarak yeniden güncellenmez. Daha doğrusu güncellenmezdi.

Bu soruna geliştirilen ilk ve beklenmedik çözüm. Yapay zeka ve otonom trendlerin tam aksine torpidoyu ana kumanda gemisine bağlayarak ateşlemek oldu. İlkel görünen bu sıra dışı çözümde ateşlenen torpido fiber optik kablolarla çarpışma anına kadar kumanda gemisine bağlıdır. Torpidonun rotası çarpışma anına kadar manuel olarak torpidoyu kumanda eden kişi tarafından güncellenebilir.

Tow misilleri andıran bu yeni yaklaşım karıştırıcı sistemleri aşmanın pratik ve ilginç bir yoludur. Peki su altında artık yapay zeka için yeni fırsatlar yok mu?

Yapay zekaya alternatif yabani çözümler olası mı?

Su altı torpidoları gibi “akıllı bombardıman” çözümleri fazla akıllı oldukları için akustik karıştırıcılarla yanıltılabilir. Acaba saturasyona dayanan ahmak ve kaba bombardıman araçları geliştirmekte bu soruna bir çözüm olabilir mi?

Yeni nesil torpidolar saatte 50 knot (92,5km.) hıza ulaşabilir ve enerjisi 50 km boyunca yolculuk etmesini sağlayabilir. Su üstündeki bir askeri geminin sonar sistemleri ise ateşlenmiş bir torpidoyu etkili olarak yaklaşık 10 mil (16 km.)’den tespit edebilir. Bu durumda hedef olan gemi, torpidoyu tespit ettikten sonra çarpışma anına 16/92,5 = 0,1729 saat = yaklaşık 10,37 dakika vardır.

Tespitten sonra geminin otomatik olarak savunma sistemlerini ateşlediğini ve kaçış manevrasına başladığını düşünelim. Örneğin bu gemi Zumwalt sınıfı bir destoryer olsun, bu durumda saatte yaklaşık 60 km hızla kaçış manevrasına başlayabilir. Zumwalt 10 dakika içerisinde bulunduğu merkezden yarıçapı 10 km.karelik bir çemberde istediği noktaya konuşlanabilir. Zumwalt’ın uzunluğu 180 metredir ve genişliği yaklaşık olarak 30 metredir. Bu durumda su üzerinde kapladığı alan 180*30= 0,005 km. karedir. 10 dakika içerisinde kaçabileceği alan ise 10*10 =100 km. karedir. Yapay zeka içermeyen rastgele torpido atışlarıyla bütün bir alana bombardıman yapılması için 100/0,005 = 20.000 torpido gerecektir, pek maliyet etkin görünmüyor.

Yapılan hesaplamaya göre yapay zekanın tamamen devreden çıkarıldığı kaba çözümlerin deniz altılara daha iyi bombardıman olanakları vermediği aşikar. Nano teknoloji ile ileri bombardıman sistemleri geliştirilse bile saturasyonla su üstündeki gemileri avlamak gelecekte de mümkün olmayacak gibi.

Peki su altından vuruş ısrarı neden? Denizaltılar denizden havaya hareket eden ve taktik hedefleri vuran seyir füzeleri de ateşleyebilirler. Ancak bu durumda denizaltının su altında hareket edip vuruş yapabilmesini sağlayan bütün taktik avantajı kaybolur. Çünkü su üstündeki gemilerin tamamı havadan gelecek bombardıman tehditlerine karşı hava savunma sistemleriyle hazırdır ve bu tip bir bombardımanı su üzerinde hareket eden, denizaltılardan daha geniş, daha fazla enerji kullanan ve daha mobil üniteler yapabilir.

Peki bu su altı çıkmazındaki olası çözümler ne?

Su altı bombardımanındaki çelişkiyi oluşturan kısıtlayıcılar şunlardı;

  • Bombardıman hava savunma sistemlerini penetre edebilmek için su altından yapılmalı.
  • Su altından yapılan bombardımanda hedef geminin pozisyonu ancak akustik sistemlerle tespit edilebilir.
  • Akustik sistemler, akustik karıştırıcılar tarafından kolaylıkla yanıltılabilir. Bu yüzden bombardımanın isabeti şüphelidir.

Bu durumda çelişkiyi çözmek için tespit sistemi ile torpidonun ortamını birbirinden ayırmak gerekir. Hava savunma sistemini penetre edebilmek için bombardıman su altından yapılmalı. Peki haberleşmenin su altından yapılması zorunlu mu?

Yeni nesil torpido kontrol sistemleri, fiber optik kablolar sayesinde komuta gemisi ile sürekli iletişim halinde kalmayı hedefliyor. Bu durumda konum tespiti ve yenilenmesine yönelik olarak GPS kullanılabilir mi? Cevap hayır çünkü denizaltılar ancak yüzeyde seyrederken ve periskop derinliğindeyken bu sistemleri kullanabiliyorlar ve bu sistemleri kullanmaya kalktıklarında konumları tespit ediliyor.

Torpido ateşlendikten ve muharip pozisyon alındıktan sonra bile gizlilik önemli. Bu yüzden denizaltında kalmaya devam edeceğiz. Peki GPS’le doğrudan bağlantı kurmadan ve olası akustik yanıltıcı pozisyonları elemeye yönelik ilkel bir konum tespiti yapmak mümkün mü?

Bu noktada dronelar durumu kurtarabilir. Denizaltından yüzeye bırakılan su altı droneları hayal edin. Bugün askeri olmayan uygulamalar su altı droneler da saatte 10km’lik hızlara ulaşabiliyorlar eğer bir denizaltı, herhangi bir yüzey gemisine karşı 500 metre derinlikten muharip pozisyon almış olsaydı, droneun yüzeye ulaşma süresi 3 dk olacaktı. Yüzeye ulaşan drone, yüzeyde seyreden geminin tespitini akustik dışındaki sistemlerle yapabilir. 10 km’lik bir alanda görüntü alma ve bunları işleme ardından bu bilginin yeniden kumanda gemisine aktarılması ile akustik karıştırıcıların oluşturduğu yanlış hedeflerin çoğunu eleyebilir.

Hali hazırda torpido fiber optik kablolarla kumanda gemisinden yönlendirilmektedir ve konum güncellemesi anında mümkündür. Elde edilen yeni verilerle torpidonun hedef bilgileri güncellenir, olasılıklar elenir ve taktik vuruşun başarı oranı büyük ölçüde artar.

Bu senaryonun en büyük avantajı akustik karıştırıcıları tamamen penetre etmesi olacaktır. Diğer taraftan mühendislik olarak uygulanması şu anki su altı droneları ile mümkün değildir ancak basit iyileştirmeler yeterli olacaktır. Örneğin 10 km hıza yaklaşan su altı dronelarının tamamı yüksek çözünürlükte görüntü almayı hedefleyen ve estetik öncelikleri olan mühendislik uygulamalardır. Konum tespitine yönelik olarak alınacak görüntüler bu tip bir yüksek çözünürlüğe ihtiyaç duymayacaktır. Görüntü almaya yönelik elektronik kalitesi düşürülerek hız, ivme, enerji gibi özelliklere yönelik sistemler arttırılabilir. 10 dk’lık bir ateşleme sürecinin en azından ilk safhası olan 2-4dk’lık bir zaman aralığında dronelar konum güncellemesi yapmalıdır hatta mümkünse çarpışmaya kadar bir defadan fazla. Böylece yüzey gemisinin kaçış manevrası tamamen boşa çıkacaktır.

 

About Author

Cevap Bırakın

%d blogcu bunu beğendi: