Ülkelerin Nükleer Enerji Gücü ve Geleceği

Nükleer enerji ile ilgili olumsuz bir haber incelendiğinde, olumsuzluğun altyapısal ve çeşitli hatalar sebebi ile meydana geldiğinden bahsedilir. Çernobil ve Fukushima’daki felaketlerin sebepleri de, mevcut santrallerdeki eski altyapı, yenilerini inşa etmenin artan maliyeti ve faili meçhul nükleer atık sorunları olarak gösterilmişti. Bir yandan dünya, fosil yakıtlara olan bağımlılığını iklim değişikliğini önlemek amacıyla azaltmaya çabalarken, bazıları doğrudan karbondioksit salınımı üretmeyen nükleer enerjinin gelecekteki güç dengelerinde giderek daha önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyor. Nükleer gücün artan önemi, ülkelerin bu alandaki çalışmalarını artıracak bir etkiye sahip.

İklim değişikliği üzerine yapılan uluslararası bir panel, dünyanın küresel ısınmayı 2050 yılına kadar 1,5°C’ye kadar düşürebileceği çeşitli yol ve yöntemlere bakarken, üretilecek elektrik enerjisinde nükleer enerjinin çok daha fazla kullanılacağı öngörüsü ve senaryoları ortaya çıktı. Geçtiğimiz yakın dönemde, Çin’in Nükleer Enerji kapasitesini artırması ve Japonya’nın dört reaktörü yeniden başlatmasıyla, Dünya Fukushima felaketi öncesi nükleer seviyelere tekrar dönüş yaptı. Şu anda toplam 450 tesis var, halihazırda nükleer programa dahil olan ülkeler de mevcut. Bu nükleer programlar dünya enerjisinin yaklaşık %11’ini sağlıyor. Peki nükleer santraller nerede?

En Çok Nükleer Enerji Üreten Ülkeler

Amerika Birleşik Devletleri 96 nükleer reaktör genişliği ile gezegenin en fazla operasyonel nükleer reaktöre sahip ülkesidir. Toplamda 97 bin 565 MW’lık kapasiteye sahip ve bu nükleer enerji, ülkenin elektrik üretiminin yaklaşık %20’sini oluşturuyor. Fransa, ülkedeki elektriğin yaklaşık %75’ini üreten 58 nükleer reaktörü barındırıyor. Ülke, bu miktarı 2035 yılına kadar %50’ye indireceğini açıkladı. Çin (48), Japonya (37) ve Rusya (36) reaktöre sahip olarak ilk beşte yer alıyorlar.

Nükleer Enerjide Gelecek

Dünya çapında, çoğu Çin’de olmak üzere 50’den fazla nükleer reaktör inşa ediliyor. Japonya, Fukushima’daki kazanın neden olduğu radyoaktif kirlenmenin etkilerini azaltma çabalarında sekizinci yılına girerken, nükleer enerjinin kötü itibarını temizlemek için yapması gereken işlerin farkında gibi görünüyor. Dünya Nükleer Derneği endüstri birimi, nükleer enerjinin elektrik üretmenin güvenli bir yolu olduğunu, santrallerdeki kaza riskinin düşük olduğunu ve giderek azaldığını belirtiyor. Yapılan nükleer karşıtı kampanyalar ise, nükleer enerjinin yüksek maliyetinin, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine harcanması gerektiğini ısrarla vurguluyor.

Nükleerde Tehlike: Kaçakçılık ve Nükleer Sızıntı

Uluslararası Atom Enerjisi Dairesi (İEAE) tarafından hazırlanan son raporda, 2019 yılında nükleer maddelerin kaçakçılığı veya kötü amaçlı kullanımıyla ilgili altı olay yaşandığına dikkat çekildi. Bu rakamın önceki yıllardaki verilerle ilişkisi ve insan sağlığı göz önüne alalım.

Nükleer enerji, Dünya Nükleer Derneği’nin 2018’in küresel nükleer enerji üretiminin 2018 ile 2012 yılları arasında 217 TWh’nin eklenmesiyle birlikte üst üste sekizinci yılda da arttığını bildirdi. Nükleer enerji 2018 yılında dünyanın gücünün %10,2’sini oluşturdu. Dünya çapında 449 adet işletim reaktörüyle nükleer enerji artık sadece teorik bir güç kaynağı değil, şu anda dünyanın enerji altyapısının bir parçası.

Ancak bu kazanımlara rağmen, nükleer enerji, enerji sektöründe tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Kamuoyu onu fosil yakıtsız geleceğin önemli kaynaklarından biri olarak kabul ediyor; fakat yaşanan örnek felaketler hala zihinlerde. Fukushima nükleer kazası ve nükleer artıklar, bu endişeleri haklı çıkartıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Dairesi’nin (IAEA) yakın tarihli bir raporunda, nükleer madde kaçakçılığının yasadışı olarak ortaya konması, tehdidin farklı bir yönünü de gözler önüne sermiş oldu.

Alarm Niteliğindeki Yeni Vakalar

Nükleer sanayiinde, şubat ayında gerçekleşen güvenlik ve terörle mücadele konulu bir konferansta nükleer kaçakçılıkla ilgili yıllık rapor yayınlandı. Bu rakamlara göre, (IAEA)’ya 140 katılımcı ülkeden 36’sı tarafından kendi isteğiyle bildirilen “izinsiz faaliyetler ve olaylar” başlığı altında 189 vaka bulunuyor.

(IAEA)  bu olayları üç kategoriye bölüyor:

 

  • Kaçakçılık veya kötü amaçlı kullanımla ilgili olanlar
  • Durumları ve sonuçları net olmayanlar
  • Suç faaliyetleriyle ilgisi olmadığı kanıtlanmış olanlar

 

Bildirilen 189 olayın altısı “kaçakçılık veya kötü amaçlı kullanım olayları” birinci kategoride sınıflandırıldı, ancak (IAEA)’ya göre bu rakam ne beklenmedik ne de alarma geçmek için bir neden oluşturuyor.

(IAEA)’ya bildirilen vaka türleri arasında genel olarak olumlu bir eğilim devam ediyor. Suç faaliyetleriyle ilgili birinci grup olay, 2018 ve 2019 yılları arasında yediden altıya düştü. Durumu ve sonucu net olmayan ikinci grup olay, bu dönem içinde yaklaşık 38 ‘ den 20 ‘ ye düştü. Kötü amaçlı faaliyetlerle ilgisi bulunmayan üçüncü grup etkinlik de 120 ‘ den yaklaşık 70 ‘ e düştü. Bu rakamlar biraz hafiflemiş görünse de (IAEA) 2017 yılında tarihi verilerini yeniden sınıflandırmış. Şeffaflık vurgusunu eksik etmeyen (IAEA), sonuç olarak bu vaka sayılarına bakarak, olası problemleri tam anlamıyla öngöremeyeceğimizi belirtiyor.

 

 

 

 

About Author

Cevap Bırakın

%d blogcu bunu beğendi: